- Kırılgan Mutlak ◊ Slavoj Žižek
HEGEL VE LACAN TARTIŞMAK SLAVOJ İÇİN ADETA NEFES ALMAKTIR Judith Butler
“Yıllanmış evrensel görüntülerin ve sahte gerçekliklerin üstüne çullanıp yollarını çarpıtırken arkasına bakmayan ya da dindarlara hiç aldırmayan cesurluğun ürkütücü eleştirisi.”
Times Literary Supplement

Çeviren: Mehmet Öznur
Medya, 11 Eylül sonrası günlerde sadece Kuran’ın İngilizce tercümesinin değil, genel olarak İslam ve Arap kültürüne ilişkin kitapların da birdenbire liste başı oldukları haberini geçti: İnsanlar İslam’ın ne olduğunu anlamak istediler, ve İslam’ı anlamak isteyenlerin büyük çoğunluğunun anti-Arap ırkçılarının olmadığı, İslam’a bir şans tanımakta can atan, onu hissetmek, içerden görmek ve onu üzerindeki borçtan kurtarmak isteyenler olduğu düşüncesine sahip olmak yeterince temkinlidir – bu insanların arzusu, İslam’ın terörist suçlar için sorumlu tutulamayacak ulu bir tinsel güç olduğuna kendilerini inandırmaktı. Bu tavır her ne kadar sempatik olsa da (bir şiddet çarpışmasının ortasında, kendini karşıt düşüncenin yerine koymaya çalışarak, kendi bakış açını onunkiyle ilişkilendirmekten etiksel olarak daha çekici ne olabilir ki?), mükemmel ideolojik mistifikasyonun bir jesti olarak kalır: 11 Eylül saldırılarına varan politik dinamiklerin kavranmasının yolu, elbette ki değişik kültürel geleneklerin derinine inmek değildir. İslam’ın, onun adına işlenen korkunç suçlarla hiçbir ilgisi olmayan ulu bir din olduğunu, Bush’tan, Netanyahu ve Sharon’a kadar Batılı liderlerin hepsinin bu sıralarda bıktırıcı terane gibi tekrarlamaları olgusu, bu övgüde bir yanlışlık olduğunun açık işareti değil midir? Ekim 2001’de, İtalyan Başbakan Berlusconi ünlü “dil sürçmesi”nde bulunduğunda ve Batılı liberallerin hayretleri arasında, insan hakları ve özgürlüklerinin Hıristiyan gelenekten doğduğunu ve Hıristiyanlığın kuşkusuz ki İslam’dan üstün olduğunu iddia ettiğinde bu sav, Öteki’nin tinsel derinliğine liberal saygının iğrençce-tepeden bakan anlayışına oranla çok daha yerinde bir saptamaydı. Berlusconi’nin tavrı en azından İslam’la ilgili bir sorunun farkına varır – hangi sorun?
Francis Fukuyama “İslamo-Faşizm”den söz ettiğinde onunla hemfikir olunmalıdır; fakat bir koşulla, faşizm teriminin kesin bir biçimde, “Kapitalizm olmadan kapitalizme”, bireyselliğin aşırılığı, sosyal ayrıştırma, değerlerin ilişkilendirilmesi vs. olmaksızın ona sahip olmaya imkânsız yeltenişin adı olarak kullanılması koşuluyla. Burada söylenmek istenen, Müslümanlar için seçeneğin sadece İslamo-Faşist fundamentalizm ya da İslam’ı modernleşme ile uyumlu kılabilen eziyetli “İslam protestancılığının” süreci olduğudur. O zaman bu, sadece egemen olan Batılı İslam anlayışıdır: “İyi” İslam Batılı liberal demokrasiye ve global kapitalizme kendini uydurma gücüne sahipken, “kötü” İslam ona direnir.
Ancak, İslam’ın kapitalizme direnmesi gerçekten sadece bir çeşit Faşizm doğurabilen negatif bir özellik midir? Peki ya bu direnmenin derinlikle iki anlamı varsa? Büyük dinler arasında İslam’ın modernleşmeye karşı en çok direneni olmasına yakınmaktan öte bu direnmenin bir açık olasılık, “kararlaştırılamaz” olarak algılanması gerekir: Bu direnme zorunlu olarak “İslamo-Faşizm”e varmaz, o bir Sosyalist proje içersine de yazılınabilir. Çünkü, elbette ki İslam günümüz çıkmazına “en kötü” Faşist çözümün potansiyellerini taşırken, o “en iyi”ye zemin olarak da çıkabilir.
Liberal Batı ve fundamentalist İslam arasındaki kavga üzerine Batılı odak noktası başka bir açıdan da yanlıştır: O, Hıristiyanlığa içsel, gelişmiş Batı’nın Katolikliği “liberalleştirme” eğilimi (Kiliseye demokrasiyi sunma, kürtaj ve homoseksüelliğe ve kadın papazlara da izin verme vs.), ve daha “fundamentalist”, kürtaj, seksten kaçınma ve Batılı liberal Katolikler için değerli diğer konularda muhafazakâr olan fakat aynı zamanda sosyal hayata daha aktif ilişkilenen (fakir ve evsiz mültecilere yardım örgütlenmesi ve yerel diktatörlerle mücadele), ve de İncil’in bire bir yorumuna çok daha yatkın olan, Katolikliği kötü şeytan ve büyücülere karşı mücadele ile birleştiren, farklı bir Üçüncü Dünya Katolikliği’nin son on yılda inanılmaz yükselişi arasındaki belki de daha radikal olan diğer bir kavganın üstünü örter.
Böylece, “medeniyetlerin savaşı”na dair sahte-entelektüel gevezelikler yerine, –Müslüman ve Hıristiyan dinsel zemindeki– bizlerin yapması gereken, dikkati başka bir nokta üzerine çekmektir: Topluluklarımızın hepsini çürüten ve karşısında mücadele etmeye gerçekten değer tek düşmana, Global kapitalizmin kendisinin antagonistik karakteri üzerine.
Slavoj Zizek, Kasım 2002
Kitabı internet üzerinde Ideefixe kitap sitesinden satın alabilirsiniz.
"
-- Tarkovski (Slavoj Zizek); Kasım 2009 --SANAT:Ya da Konuşan Kafalar; Kasım 2009
-- Felsefe ve Güncellik (Alain Badiou, Slavoj Zizek); Kasım 2009
-- Zizek'le Söyleşiler (Glyn Daly); Ocak 2010
-- Alain Badiou (G. Barker); Ocak 2010


